satış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
satış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2020 Pazartesi

Satışın T.E.M.İ.Z Adımları M: “Müşteriye Çözüm Sun”

Satışın tüm süreçlerini ele aldığımız T.E.M.İ.Z  modülündeki M başlığımız altında “Müşteriye Çözüm Sun” adımlarını ve alt başlıklarını değerlendireceğim.
Müşterimize doğru soruları yönelttiğimiz süreç olan “Etkin Sorular Sor” adımıyla müşterimizi gözlemledik. Onları ucu açık sorular sorarak bolca konuşturduk. İhtiyaçlarını onlardan dinledik. Ne istediklerini ve bu istek karşısında ayırdıkları satın alma bütçelerini öğrendik. Kısaca; müşterinin satın almasını sağlayacak veya kolaylaştıracak tüm değişkenleri belirledikten sonra “Müşteriye Çözüm Sun” adımı başlamaktadır. İhtiyaçlarını belirlemiş olduğumuz müşteriye buna en uygun çözümleri alternatifleriyle birlikte sunulduğu bölüm bu bölümdür. 
Öğrendiğimiz en önemli satın alma değişkeni bütçe ise, yani müşterimiz belli bir fiyatın üzerine çıkamayacağını birkaç kez belirtmişse o zaman o fiyat bandındaki en uygun ürünü sunmak tüm seçenekleri sunmaktan daha doğru olacaktır. Satışla ilgilenen kişilerin en büyük hatası bir müşteriye tüm ürün yelpazesini sunmasıdır. Bu müşterinin işini kolaylaştırmaz tam tersine tüm seçenekler arasında kaybolmasına neden olur. Satın alma isteğinden müşterinizi uzaklaştırmanın en güzel yoludur. Ne istediğinizi sorduğunuz müşteri bütçe ve renk bilgisini verdiyse bu iki kritere uygun seçenekleri sunmak önemlidir.
Bazen müşteriler imkansızı ister. Satın almayı istedikleri model, istedikleri fiyat aralığında değildir. Artık müşterileriniz elinde akıllı telefonlar var ve hem mobiller hem de dijitaller. Bilgiye saniyeler içinde ulaşabiliyorlar. Bu nedenle de satış yapanı zorlarlar. Çünkü etiket fiyatı üzerinden ne kadar hareket alanınız var onu görmek isterler. Siz de esnaf tabiriyle ayağı alışsın diye verdiğiniz indirim, imtiyaz, az komisyon zaman zaman size zor anlar yaşatabilir. Tüm bunları engellemenin yolu iyi bir gözlem, gözlem sonucu ihtiyaçlar analizi sonrasında buna en uygun seçeneklerin belirlenmesidir. Müşteride kendisine iyi bir danışmanlık hizmeti yapıldığı algısı oluşursa bedeli ne olursa olsun bu bedeli ödemeye razı olmaktadır.
Belirlenen seçeneklerin müşteriye sunulması için artık yazılımlar var. Neredeyse tüm şirketler bu adımı doğru soru ve sonrasında verilen cevaba uygun seçenekleri sunmak daha az finansal kayıp yaşamak için bu sistemleri kullanırlar. Hatta çoğu zaman bir müşteri talebi sonrasında satıcıdan “sistem buna izin vermiyor” gibi bir klişe duyarız. Çünkü laf ağızdan bir kere çıktı mı, o ok yaydan bir kere çıktı mı geri dönüşü olmayan bir yola girdiğinizi patronlar bilir ve bunu sistemler veya otomasyonlar aracılığıyla kontrol etmek isterler. Bu nedenle doğru seçenekleri sunulması için sunduğunuz çözüm yolunun tüm özelliklerini bilmelisiniz yetmez çok iyi bilmelisiniz. Satışını gerçekleştirmeyi düşündüğünüz ürünün, çözümün, tarifenin, dijital çözümün, hizmetin tüm artısını ve eksisini, piyasadaki yerini, rakiplerine göre konumlandırılmasını bilmelisiniz.
Bir örnekle açıklayalım;
Bir olta satıcısınız. Elinizde her tip balıkçılığa uygun olta var. Mağazada sayısız seçenek , model, farklı fiyatla satışa sunulmuş. Mağazadan içeri bir müşteri girer. Satış macerası başlar. Doğru sorular sormadan ürün satmaya çalıştığınızı bir hayal edin. Ne o ? Mağazadaki sonsuz sayıdaki seçenekleri bir bir anlatacak mısınız bu durumda? Mecburen bir yol haritasına ihtiyacınız var. Bir başlangıç noktası, bir şifreye ihtiyaç var. Hepsi de müşteride saklı. Mağazada bulunan oltaların kategorilerine göre sadece uzunluğunu ve fiyatını bilmeniz de şüphesiz ki yetersiz kalacaktır. Bu durumda soru sormak ve müşteriyi sıkmadan ona danışmanlık yapmak şarttır. Müşteri analizi sonrasında, sorulan sorulara verilen cevaplarla hareket etmek zorundasınız. Ancak çözüm alternatiflerine hakim değilseniz, ürünleri bilmez, yetersiz kalır, “durun bir bakayım”, “etiketinde yazıyordur” gibi ifadelerle 20 metrede dere balıkçılığı için istenen olta yerine okyanus balıkçılığına uygun bir oltayı satarsanız bulduğunuz çözüm yolu müşterinizi mutlu etmeyecektir. Aynı müşteriye ona gittiği bu yolda danışmanlık yaptığınızda ise satışı yapılan üründen mutlu olacaktır. Benzer tüm ihtiyaçlarını karşılamak veya bu sefer okyanus balıkçılığı için ihtiyacı olan oltayı almak için yine size gelecektir. Mutlu müşteri olduğu için de benzer talepleri olan yakınlarını referans olacak ve onları da size yönlendirmek isteyecektir. Bu vesile ile bir kez yapılan satış bir çok satışın kapısını aralamış olacaktır. Yapılan bir çok araştırmaya göre mutsuz müşterinin mutlulardan en 3 kat daha fazla kişiye deneyimlerini aktardıkları tespit edilmiştir bunu unutmayalım. Satış kimilerine göre bir müşteriden bir kez ürünün fiyatını almak olarak tanımlanırken kimilerine göre ise satış, bir müşteriden düzenli olarak alışveriş yapılmasını sağlamaktır.
Bir gsm mağazasındasınız ve tarife soruyorsunuz ya da kampanyadan taksitli cihaz alacaksınız. Yani potansiyel müşterisiniz. Satın almayı planladığınız cihazın özelliklerini sorduğunuz satıcı etiket üzerinden hizmet vermeye çalışırsa, tarife bilgisini “durun bir dakika sistemden bakalım” derse bu alanda acemi veya konunun uzmanı olmadığı algısı nedeniyle güvensizlik duygusunu sizde yaratacaktır. Bu da gerçekleşmesi muhtemel satışa engel bir durumdur.
Güvensizlik sorunu yaşamak istemeyen bir çok işletme çözümü tabletlerde bulmuştur. Çünkü tableti kullanılarak verilen hizmette müşteri sisteme yükleme yapıldığını ve seçeneklerin bir otomasyon aracılığıyla kendisine verildiğine tanık olur. Kurumlara güven oluşması satıcı hatalarını aza indirmesi açısından değerlendirildiğinde çok mantıklı bir tablo ortaya çıkıyor. Hiçbir işletme sahibi mağazadan içeri giren bir potansiyel müşteriyi satıcı hatası veya satıcının yaratacağı yanlış algı nedeniyle satıştan vazgeçmesini istemeyecektir.
Ürünün bilgisine ister tabletten ulaşın ister ezberden ulaşın mutlak ve geçerli olan müşteriye doğru bilgi vermektir. Bu davranış satıcının en büyük kazanımı olarak algılanmalıdır. Yalan kısa sürede satıcının amacına ulaşmasını sağlayabilir, müşteri ile sözleşme imzalanmasını sağlasa da bu anlaşma kusurlu bir anlaşma olacaktır. Bu durum orta ve uzun vadede çok ciddi sıkıntılar yaratacaktır. 
Çok güzel bir söz var onunla bitirelim: "Güven ruh gibidir; terk ettiği bedene asla geri dönmez."  

3 Ağustos 2020 Pazartesi

Kader ile Kadir'in hikayesi

Blog içinde de bulabileceğiniz 2011 Mayıs ayında bir yazı kaleme almıştım: "Her Şeye Rağmenci Olmak veya Olmamak" ... Bu hikayemizde aslında o yazıma benzer izler taşımaktadır.

Kader ve Kadir ayakkabı üzerine satış yapan bir firmanın iki farklı tipte olan satıcısıdır. Her iki satıcının da kendine has ikna teknikleri, hayata ve işe bakışı ve aynı zamanda da çalışma metodları vardı. Kader daha çok klasik satıcı profilindeydi. Değişime ayak uydurmakta zorlanırken muhafazakar bir yapıda ve geleneksel modele uygun satış yapardı. Belli müşteri gruplarında işe yarar satışlar da yapmıştı zaman içinde. Kadir ise kalıbına sığmayan, vizyonu geniş, değişimi isteyen talep eden yenilikçi bir yapıyı temsil ediyordu.

Günlerden bir gün, firmanın patronu Afrika'da yeni bir pazar arayışına girmişti. Kader'in uzun zamandan beri kendi bünyesinde çalışmasından kaynaklı olarak pazarın ilk keşfi ve satış potansiyeli analizleri için Afrika'da bir bölgeye göndermişti. Uzun bir yolculuktan sonra Kader belirtilen lokasyona gelir. Geldiğinde gördüğü manzaraya inanamaz bunun üzerine ilk iş olarak şirketi arar ve bu lokasyonda satış yapılamayacağını çünkü bulunduğu bölgede kendisinden başka kimsede ayakkabı olmadığını herkesin yalın ayak dolaştığını belirtir. Bu şartlarda kendisinin satış yapılamayacağı rapor eder etmez  de ilk fırsatta şirkete geri döner. 

Patron ise, Afrika kırsallarındaki şansını bir kez de Kadir ile denemek ister. Kadir'i daha önce Kader'i gönderdiği yere gönderir. Kadir'de belirtilen lokasyona uzun bir çaba sonunda gelir. O da Kader gibi geldiğinde gözlerine inanamaz kendisinden başka kimsede ayakkabı yoktur ve herkes yalın ayak dolaşmaktadır. Bunun üzerinde Kadir hemen şirketi arar. Patron'a: "patron gördüklerime inanamayacaksınız, buraya göndermeyi planladığınız ayakkabı sayısını 10 kat artırın çünkü kimse ayakkabı kullanmıyor, bunların hepsine ayakkabı satışı yapmamız gerekecek." 

Her iki olay da aynı ancak iki satıcının bakış açıları ve vizyonları ise farklıydı...

Satış, lokasyon şartlarına bağlı olarak değişkenlik gösterirken, bakış açısı ile de değişkenlik göstereceği çok açıktır.


Sevgiyle kalın...


Anonim hikayedir...





30 Temmuz 2020 Perşembe

Satışın Matematiği

Satış bir matematik işidir. İşi yaparken hangi rakama bakacağınızı bilmeniz çok çok kıymetlidir. Bir satış ekibi yönetiyorsanız, ekibinizin tüm yaptığı işin istatistiklerine ve ortalamalarına bakmanız gerekir. Bu rakamlara hakim olmanız gerekmektedir çünkü bu satışın matematiğidir. Ör; potansiyel bir satış görüşmesi için bir randevu almak için 10 tane telefon görüşmesi yapmak gerekiyorsa, bir satış yapmak için de 10 randevu almak gerekiyorsa, o satış veya tele satış personellerinin her zaman bu şekilde çalışıyor olması gerekmektedir. Sizin de bu rakamları yönetiyor ve adınız kadar emin bir şekilde biliyor olmanız gerekmektedir.

Satış görüşmelerinde önerilmek (sıcak referans oluşturmak) son derece önemlidir; çünkü, önerilmek satış gerçekleşme olasılığını artıran bir yöntemdir. 

Bir satıcı, potansiyel müşteriler ile yaptığı telefon görüşmelerinin neredeyse tamamında hayır yanıtını alır. Bu görüşmeler öneri üzerine yapılan telefon görüşmelerine dönüştüğünde ise, hayır yanıtlarının olumluya dönme ihtimali yüzde 70’e çıkacaktır. Bunu kim istemez?


Bir satış personeli arama yapar ve sürekli reddedilirse, bir süre sonra daha fazla arama yapmak istemeyecek ve kesinlikle işinden soğuyacaktır. Sorun ise bu değildir. Sorun sizin bunu yönetici olarak ne zaman fark edeceğinizdir. Peki siz bunu ne zaman fark edeceksiniz? Gün sonunda mı? Eş zamanlı mı? Bir hafta sonunda mı? Bir ay sonunda mı? Ne zaman? Ne kadar geç olursa, iş ve istihdam kaybı kaçınılmaz olacaktır. Oysa ki, öneri üzerine yapılan telefon görüşmeleri genellikle daha olumlu geçecektir ve satış personeli üzerinde daha pozitif bir etki yaratacağı kesindir.

 

Bir satış personelinin ortalama seviyede yeteneği olduğunu varsayalım. Bu kişi 20 farklı temas kursun ve bunlar arasından birisine de satış yapmayı başarmış olsun. O zaman satış oranımız ortadadır: 20'de 1 birim satış. Bu durumda; o kişi her gün satış yapabilmesi için gün içinde mutlaka 20 ayrı temas kurması gerekecektir. Benzer yeteneğe sahip olmayan birisinin tek bir satış yapabilmek için 50 ayrı temas kurması gerektiğini düşünelim. Belki biraz daha fazla çalışması ve efor sarf etmesi gerekecektir, çok net. Ancak, her iki kişi de gün sonunda benzer birimde satış başarısı elde etmiş olacaktır. 


2017 yazında kamera ve güvenlik sistemleri üzerine çalışan bir firmaya danışmanlık hizmeti veriyordum. İstanbul ve Bursa lokasyonlarında faaliyet gösteriyordu. Tüm satış elemanlarını faaliyet programına soktum. O andaki faaliyet aktivitelerini inceledim. Tele satış birimindekiler bir gün bir yere, diğer gün bir yere telefon ediyorlar ve tanıtım yapıyorlardı. Düzenli çalışmadıklarını ve datalarını ortak  bir havuzda tutmadıklarını tespit ettim. Gereken satış hedefine ulaşabilmeleri için nasıl bir faaliyet içinde bulunmaları gerektiğini anlamaya çalıştım. Yapmaları gereken şey basitti; her gün en az 100 farklı temas kurmaktı. Ancak, onlar neredeyse üç günde bir 100 farklı temas kurdukları için her gün satış görüşmesi için randevu alamıyorlardı. Aynı durum sahada dolaşan satış personelleri için de geçerliydi. Günde kaç farklı temas yaparlarsa satışa ulaşabileceklerini bilmiyorlardı. Geçmiş ziyaret analizi ve güncel ziyaret analizlerini inceledim. Ortaya sahada en az 20 farklı temas yaptıklarında bir birim satışa ulaştıklarını tespit ettim. Bu durumda bir günde 7 farklı temas yapan satış personelinden ancak ve ancak 3. günün sonunda yani 7 x 3, 21 ziyaret tamamlandığında satış haberi gelecekti. Bu durumu yatırımcı ve takım liderleri ile paylaştım. Akabinde ise, etkin en az 20 ziyaret hedefi ile günü tamamlamalarını istedim. Sonuçlar göz kamaştırıyordu. En az 20 farklı ziyaret hedefine ulaşan her satış personeli satış ile ofise dönüyordu. Matematik yine kendini göstermişti. Ay sonunda 120 + satış ile tüm zamanların en iyi skorlarını üreten bir satış ekibi olmuştu.

 

Satışı sadece yeni müşteri kazanımı olarak düşünmemek gerek. Müşteri tutundurma çalışmaları şirketlerin en önemli konusu haline çoktan geldi. Özel tekliflerle mevcut müşterileri sistemde tutmaya çalışmanın maliyeti yeni kazanım müşteriden her zaman daha az maliyetli olacaktır. O nedenle ki

öncelikle müşterilerin sorunları ile yakından ilgilenmek gerekir. Müşterilerin yüzde 99’u bir sorun yaşadıklarında bunu satıcıya söylemeyeceklerdir. Bunun anlamı şudur: Eğer satış personeli müşteriler ile sürekli iletişim kurmuyorsa, ayda en az bir kere onlarla konuşmuyorsa bu ciddi bir hatadır. Sadık müşteriler sadık ve düzenli bir iletişim isterler...Çalıştıkları firmalardan da bunu beklerler.

Burada önemli bir nokta var. Müşteriyi sadık kılmanın en önemli koşulu, müşteriyle olan ilişkiyi koparmamaktır. İkincisi de satış personelinin, müşterilere o ürünü almak isteyecek diğer tanıdıklarının isimlerini sormasıdır. Müşterileriniz eğer ürününüzden memnun değillerse, yüzde 93’ü bunu size söylemeyecek ve gidip rakibinizin ürününü satın alacaktır. Bu nedenle de müşteriler ile iletişim içinde olmak önemlidir. Sorunu olan müşterilerin yüzde 95’i sorunları çözüldüğünde, şirkete daha önce hiç sorun yaşamamış olanlardan daha da sadık olacaklardır.

 

Yöneticilerin en önemli görevi, satış ve pazarlama personellerini desteklemektir. Onları eğitmeli, yaklaşımlarını nasıl değiştirebilecekleri konusunda fikir vermelidir. Onları motive etmelidir.  Kendilerini geliştirmelerine yardımcı olmalıdır. Bunlara ek olarak yöneticiler, satış ekiplerine satış olasılıkları ile ilgili olarak sürekli rehberlik, kılavuzluk yapmalıdırlar. Satışın matematiğini onlara göstermelidirler. Örneğin, belirli pazarların daha çok gelir getireceğini, daha etkin olabilecekleri lokasyonları anlatmaları gerekir.

  



18 Aralık 2015 Cuma

Satışın T.E.M.İ.Z Adımları T: "Temas ve İlk İzlenim"

Satışın ilk adımı satıcıyla tüketicinin birbiriyle temasıdır. Temas; kelime olarak değme dokunma veya buluşup görüşme, ilişki kurma, münasebet anlamlarında kullanılmaktadır. Tüketiciyle ilişkinin başlayacağı yer bir mağaza da olabilir, mağaza önü de veya müşterinin kendi ofisi de olabilir. Satıcı; tüketici ile temasa geçerek münasebetin veya ilişkinin satışa uygun koşullarda başlamasını sağlar. İlk temastaki en önemli konu tüketici üstündeki satıcı algısıdır. Tüketici davranışları ve markalar konusunda uzman isimlerden Dan Hill, “Emotionomics” isimli kitabında tüketicinin ürün ile ilgili 3 saniyede karar verdiğini ve ürünle veya satıcı ile kurulan duygusal temas sonrasında karar verdiğini belirtiyor. Bu durumu beyin ve bilinçaltı ilişkisiyle de açıklamak mümkün. Yeni tanıştığınız birinin size güven verip vermediğine bilinçaltınız  ilk 4 saniyede karar veriyor. Bu karar, beynin tüm düşünce sistemini etkilediği için davranışlar da buna göre şekilleniyor.  Başkaları üzerinde bırakılan ilk izler, izlenimlerdir hiç şüphesiz. Özetle, İyi bir izlenim yaratmak için ikinci bir şansınız olmayacağı için tüketicideki ilk izlenimi 4 saniyede nasıl olumluya çevirebiliriz? Sorusuna cevap aramalıyız.
İçten ve samimi bir gülümseme veya güleryüzlü olmak ilk izlenimde tüketici üzerinde olumlu etki yaratmak için gerekli olan ilk anahtarımızdır.  Bir Çin atasözü der ki: “Gülmesini bilmeyen, dükkan açmasın.” Tahmin ediyorum bir çok kişi birbirlerine komşu olan balcı ile  turşucu iki dükkan sahibinin hikayesini hatırlayacaktır. Balcı da çeşit çeşit ballar varken müşterisi yoktur ancak turşucu ise tek tip bir turşu satarken müşterilerine yetişemez durumdadır. Çünkü balcı aslında bal satmaz yüzü sirke satmaktadır. Gerçekten de yüzü gülmeyen bir satıcı ile hiçbir kimse alış veriş ilişkisine girmek istemez. Doğal olarak da satış hiç gerçekleşmez. Gösterilen güleryüz mutlaka samimi ve gerçek olmalıdır. Hawai şamanlarının 7 ilkesinden biri  olan PONO ‘nun anlamı şudur: “Gerçek mi değil mi etkisinden belli olur. “ Karşınızdaki tüketiciye gerçek bir güleryüzle davrandığınızda bunun etkisini göreceksiniz.
Tabii ki sadece güleryüz de yeterli değildir. Sunulan hizmet ne olursa olsun kişinin yaptığı işe saygısı ilk olarak dış görünümü ile ölçülür.  Dış görünüm ikinci anahtarımızdır. Satıcının kıyafetleri her zaman temiz ve düzgün olmalı, kişisel bakımı ile dikkat çekici olmalıdır.  Göz alıcı takılar tüketicinin dikkatini dağıtabileceği için tercih edilmemelidir. Kurumsal bir görüşmeye girerken takım elbise içindeki bozuk paraların çıkardığı çınlama tüketicide olumsuz bir etkiye neden olabilir. Yapılan işe uygun kıyafetler tercih edilmelidir.  Sıcak havada kışa uygun, soğuk havada yaza uygun şekilde giyinmek de tüketicinin algısında satıcıda bir anormallik var duygusunu yaratabilir. Aşırı göz alıcı veya donuk renklerin satıcı kıyafetlerinde tercih edilmesi satış görüşmelerinde satıcıyı zor durumlara sokabilir. İngiliz Kraliyet ailesi ile iş görüşmesine giden bir işadamının kahverengi bir takım elbise tercih etmesi, iş görüşmesi daha başlamadan kapıdan geri döndürülmesi bir şehir efsanesi değil, gerçek hikayedir.
Her iki anahtar da satıcının elindeyse tüketicide satın alma isteğine yönelik ilk izlenim olumlu olacaktır. Bu etki de tüketici ve satıcı arasındaki görüşmelerde sağlanacak güven duygusunun temelini oluşturacaktır.

Cihan Arslan
17.12.2015

10 Kasım 2015 Salı

Satışın T.E.M.İ.Z Adımları

Satış dünyası çok karmaşık da görünse aslında basit bir takım evrensel geçerliliği olan kuralları içinde barındırmaktadır.  Satış yapılan ürün, hizmetler ve bunların içerikleri ne olursa olsun basit ve kabul görmüş evrensel ilkelere dayanan  satış süreçleri yeni satıcı adaylarına doğru bir şekilde aktarıldığında sahada başarılı iş sonuçlarının kısa süre içinde elde edildiğini gözlemleme şansım oldu. Bahsi geçen ilkeleri  anlaşılır olması için T.E.M.İ.Z başlıkları altında topladım. Başlık ve başlık altında konuşacağımız detayları aşağıda bulabilirsiniz;
T emas ve ilk izlenim
  • Güleryüz
  • Dış görünüm
  • Hazırlık ve planlama
  • Ortamın satışa uygunluğu
  • Güven
  • Müşterilerimiz misafirimizdir
E tkin sorular sor
  • Gözlem
  • Mevcut durum analizi
  • Ucu açık sorular: 5N + 1K soruları(şifreler müşteride)
M üşteriye çözüm sun
  • Müşteri faydasına uygun seçeneklerin sun
  • Ürün bilgisini tam ver
  • Danışmanlık yap
  • Dürüst ol
İ kna et ve itirazları karşıla
  • İtirazları karşıla
  • Akıllarda soru işareti kalmasın
Z or olanı başar ve sat!
  • Satışı kapat
  • Çapraz satış yap
  • Boş çıkma
  • Referansı unutma
Bundan önceki yazılarımdan biri olan “Satışın Anahtarı:Temas ve İlk Izlenim” ile Satışın T.E.M.İ.Z Adımları‘ndan T başlığı altında olanlardan bahsetmiştim. Bu seriye takip eden E başlığı altında “Satışın Anahtarı: Etkin Sorular Sor” devam ediyor olacağız. Bu başlık altında doğru soruların sormanın ne kadar önemli olduğunu vurgulayacağız.

14 Eylül 2015 Pazartesi

Satışın Anahtarı: Karakter Analizleri


Bugün sahada canla başla hedeflerini gerçekleştirmek için yoğun çaba harcayan tüm satış yöneticilerinin en çok bilmek istediği ikna için uğraştığı potansiyel müşterilerinin ne istediğini bilmektedir diye düşünüyorum. Satış görüşmeleri sırasında müşteri ile görüşürken o an müşterinin aklından geçenleri bilmek ne de iyi olurdu öyle değil mi? Müşterinin o an aklının fotoğrafını çekseniz ve ne istediğini gördüğünüzü bir hayal etsenize? O isteğe göre satış görüşmelerini konumlandırmak, ona göre konuşmak, müşterinin ihtiyacını karşılamak ve nihayet satış... işte bu kadar kolay. Böylece hedefleri gerçekleştirmek de zulüm olmaktan çıkardı hiç şüphesiz. Bu cümleleri yazarken aklıma Mel Gibson 'ın baş rollerini oynadığı orijinal adı "What Women Want" olan "Kadınlar Ne İster" adlı film geldi. Kesinlikle tavsiye ediyorum. Başına gelen bir kaza sayesinde tüm kadınların aklını okumaya başlıyor. Önceleri bundan büyük keyif duyuyor, hatta bu yeteneği ile güzel sonuçlar da elde ediyor, sonrasını ise size bırakıyorum mutlaka izleyin.
Müşterileriniz aklını nasıl okuyacağınızı size söylemem. Bunun için yapılan bilimsel çalışmalar, deneyler var. Önümüzdeki dönemde bu konuyla ilgili bir çok haberi daha çok duyacağız, okuyacağız. Artık markaların ciddi ciddi bu bilimsel çalışmaları yakından takip ettiğini bilmenizi isterim.
O markalar da beynin nasıl çalıştığı ve alışveriş sırasında müşterilerin ne istediğini ve ne hissettiğini öğrenmeye çalışıyorlar. Hedef kitlelerini anlayıp ona göre satış ve pazarlama stratejileri konumlandırmaya çalışmaktadırlar.
Benim belirtmek ve biraz daha detaylandırmak istediğim konu ise, potansiyel müşterilerinizin anlamanın diğer yolu olan satışın anahtarı gözleme dayalı karakter analizleridir. Satış ve ikna görüşmeleri sırasında potansiyel müşterimizi iyi anlamak için aklını okuyamayabilirsiniz belki ama çalışma ofisini mutlaka okuyabilirsiniz. Alışkanlıklarına ve davranışlarına bakarak bir fikir elde etmemiz de mümkün. Küçücük bir dikkat bütün satış görüşmelerinizi kendi lehinize çevirmenize neden olacaktır.
Kişilerin davranış özellikleri incelendiğinde dört farklı karakter sergiledikleri ortaya çıkmıştır.
Bilim insanları bu davranışları renkler de kullanarak sınıflandırmış karakter ve davranışlarını kategorize etmiştir. Kırmızı, sarı, mavi ve yeşil olarak gruplandırılan karakterleri biraz daha yakından tanıyalım.

Kırmızı: dominant karakterdir. Hep dik dururlar. Güçlüdürler. Sahiplenmeyi severler. Her zaman kendilerinin haklı olduğuna inanırlar. Eleştirilerden ve eleştirilmekten hiç hoşlanmazlar. (Yöneticiniz bir kırmızı karakterse onunla konuşurken bir konuyu ele alırken ona geri bildirim verirken buna dikkat edin) Az laf çok iş felsefesini benimserler. Egoları yüksektir. Kuralları kendi koymayı ve uygulatmayı isterler. Hızlı ve iş bitirici olduklarından daha çok sonuçlar ilgilerini çeker. Geminin yolda aldığı su veya yakalandığı fırtına umurlarında değildir. Gemi limana gelmiş mi ona bakarlar. Bu karaktere sahip kişiler için statü çok önemlidir. Bu kişileri ikna edebilmek için kararların onlar tarafından alındığını hissettirmek önemlidir. Lider doğmuş ve lider öleceklerdir. Ani karar verebilirler. Bu ani kararlar nedeniyle zor durumda kaldıkları çok olur. Geri adım atmazlar. Küçük yaşlardan beri bağımsızdırlar. Yönlendirilmek istemezler. Öz güven patlaması yaşarlar.
Sarı kişiler: çevrenizdeki sempatik, heyecanlı, enerji patlaması içinde olan, yerinde duramayan kişilerdir. Sahne ışıkları hep bu kişileri göstermelidir, sosyaldirler. Arkadaşları ve çevresi onlar için önemlidir. Tek başına değil grupla hareket etmeyi severler. Yeni ortamlar yeni arkadaşlar hep heyecan yaratır. Çok enerjiktirler. Her zaman söyleyecekleri eğlenceli sözleri vardır. Neşelidirler. Çılgınca planların kaynağıdırlar. Organizasyon onların işidir. Kendilerine göre bir düzenleri vardır ancak dışarıdan bakıldığında düzensiz görünebilirler. Bilgisayarın masa üstüne bir bakın her şeyi bulabilirsiniz, en dolu masaüstü onlarınkidir. Arada temizlik yapar bir düzen oluştursalar da masaüstleri yine çabuk dolar. Detaycı değildirler. Derinlemesine ve çok yönlü değerlendirmelerde zorlanırlar. Arkadaşlarının fikirlerini mutlaka sorarak aksiyon almasını severler.
Onların düşünceleri önemlidir. Sarı karakter girişkendir. Her zaman fikir sahibidir. Hızlı hareket edip dağınık olduklarından çok kırıp dökerler.Susmazlar. Motorları hiç soğumaz. Hüzünlü ortamları sevmezler. Merak ve arkadaş yanlısıdır. Olaylara ve kişilere çabuk inanırlar.
Mavi kişiler: daha çok analitik yapıda kişilerdir. Asaleti temsil eder renkleri. Ciddidirler. Disiplin ve düzen olmazsa olmazlarıdır. Etrafınızda cep telefonunu halen kılıfı ile birlikte kemere takarak kullanan varsa işte bunlar o mavi kişilerdir. Detaycıdırlar. Bazen o kadar detaylara takılırlar ki karar verme anı geldiğinde o derin ve analitik kuyunun sarmalından kurtulamazlar. Onlar için hayat bu analitik yapı içinde çok zor olur. Standartları yüksektir. Tedbirlidirler. Plan ve programlıdırlar. Rakamla ifadeleri severler. Mükemmeliyetçidirler. Bilgisayarlarının masaüstü en düzenli kişilerdir. Risklere göre hareket ederler,  Kurallara karşı her zaman duyarlıdırlar. Kural dışı inisiyatif almazlar.
Yeşil kişiler: görev adamlarıdır. Sabırlıdırlar. Rahatlatan, huzur veren, aidiyet duygusu yüksek olan kişilerdir. Aileleri onlar için önemlidir. İşlerinde de uzun süreli çalışan kişiler genellikle yeşil kişilerdir. Değişiklikleri çok sevmezler. Uyum ve sukünet bu karakterin vazgeçilmezleri arasındadır. Değişen ortamları hemen benimsemezler, kendilerini rahat da hissetmezler böyle durumlarda. Aşina oldukları ortamlarda ve arkadaş gruplarında rahat ederler. Kendileriyle barışıktırlar.Biran önce verilen işi bitirmek ve dinlenmek isterler. Fazla enerji harcamazlar. Kimseyi kırmak istemezler, hatta bundan çok korkarlar. Çatışma ve gerginlikten kaçınırlar, uzak dururlar. Genel hallerinden hep memnunlardır.İtaatkar yapıları vardır. Kurallara uyarlar. Yönlendirilmeye açıklardır. Monoton işlerde çok başarılılar.

Karışık bulanlar için aklınızda tutmanın güzel bir yolunu sizinle paylaşacağım; şimdi satış görüşmesi için bir ofise girdiğinizi düşünün; bu ofiste ufak bir gözlem yapıyorsunuz; ve evet bir çerçeve gördünüz masada duran. Çerçeve içindeki resimde ofisine görüşmeye geldiğiniz kişi ve tuttuğu takımın başkanı ile çekilmiş bir fotoğrafı var. İşte size kıpkırmızı karakter. Statü sever lider...
Gördüğünüz çerçeve içindeki resimde müşteriniz ve halı sahada maçtan önce arkadaşlarıyla birlikte çekilmiş samimi bir grup fotoğrafı varsa veya müşteriniz meyhanede masa başında arkadaşlarıyla keyifli dakikaları yansıtan güzel bir kare içindeyse alın size enerjik coşkulu arkadaş sever sarı karakter. Gördüğünüz çerçeve içindeki karede müşteriniz yok ama müşterinizin sevdiği ailesi, çocukları varsa işte size aile sever barışçıl huzurlu yeşil karakter.
Eee mavi karakteri anlatmadınız dediğinizi duyar gibi oldum. Onlar da ise çerçeve yok. Çünkü ofisteki masada çerçevenin ne işi var Allah aşkına, burası bir iş yeriyse ona göre masada ekipman olmalıdır disiplin ve düzen sahibi, ciddi mavi karakterin...

Unutmadan söyleyelim; satışın anahtarı olan karakter analizini doğru yapar karşımızdaki potansiyel müşteriyi doğru gözlemlersek onun daha rahat edeceği ortamı yaratmış oluruz. Bu ortam hiç şüphe yok ki kendimizi daha iyi anlatmamıza fırsat verir ve böylece müşterimize kendimizi daha fazla dinletebiliriz.
Potansiyel müşteri sizinle konuşurken bir satış görüşmesinde olduğunu hissetmemelidir. Görüşme sırasında satıcı olarak değil bir yakını olarak onu ne kadar iyi tanıdığınızı hissettirmeniz satışa zemin hazırlayacak önemli bir süreçtir.
Satıcı olarak potansiyel müşterinizde "bak aynı bana benziyor" veya "ne kadar çok ortak yanımız var" gibi hisler uyandırmanız satış sürecini olumlu yönde hızlandıracaktır. Çünkü kişiler kendilerine yakın hissettikleri veya kendileri gibi olandan alışveriş yapmayı yani "Satın Almayı"tercih ederler.

Bol satışlar...

Cihan ARSLAN

14 Kasım 2015



3 Mayıs 2012 Perşembe

Satışın Anahtarı: Güven Duygusu Yaratmak

“İnsanlar kendilerine satış yapılmasını sevmez, fakat satın almaya bayılırlar...”  diyor Jeffrey Gitomer ve devam ediyor Satış’ın Küçük Kırmızı Kitabı ‘nda, “eğer sizi sever size inanır güvenir ve itimat ederlerse belki sizden satın alırlar”
Cümlelerdeki şifreleri yakalayabildiniz mi bilmiyorum? Ben buna “Satış’ın Anahtarı” demek istiyorum...Gelelim detaylara; Bu zamana kadar; satışı bir çok açıdan tanımlamaya anlamaya çalıştık. Bunu yaparken de çoğu zaman kimliğimizden faydalandık ancak hiç müşteri tarafından değerlendirmedik veya tanımlamadık.  Genellikle üzerinde kafa yorduğumuz nokta satışı nasıl artırmamız gerektiği idi...Hep bu konuda eksiklikler aradık, bu nedenle satış kapama tekniklerini , satış süreçlerini gözden geçirdik, satıcıyı da özellikle bu konularda eğittik, buna göre yönlendirdik...
             Zamanımızın çoğunu sahada ekiplerimizle geçiriyoruz, ekiplerimiz de müşterileriyle...Satış ekiplerimiz artık müşterilere o kadar yoğun dokunmaya başladılar ki, bu süreç de doğal olarak bizi artık onlar gibi düşünmeye ve onlar gibi davranmaya götürdü. Zaten farklılaşma da bu noktada başlıyor. Günümüzde her alan tanımlamalarını bu nedenlerle tekrar gözden geçiriyor...Pazarlama’nın klasik 4P* sini bilmeyen yoktur sanırım;bu bile artık müşteri odaklı olmak adına 4M** ye dönüsmüstür. O nedenle de nasıl satarım? gibi satıcı taraflı yaklaşım üzerine değil, müşteri; bizden neden satın alır? gibi müşteri odaklı yaklaşım üzerine konuşmalıyız ve bu soruların cevaplarını aramalıyız.
             Satış’ın Anahtarı; işte bu farklılaşmanın bir sonucudur. Yani satıcı olarak gelişmek ve geliştirmek için önce doğru soruları sormalıyız...Cevapları iyi analiz ederek istediğimiz sonuçlara varmalıyız...
Müşteri bizden neden satın alır? Müşteri bizden neden memnun kalsın? Cevaplar çok çeşitli olabilir. Ör; satıcımdan memnundum; hizmetten memnun kaldım, ürüne inandım, satıcıma inandım...Verilen cevaplar çoğunlukla güvenmek, inanmak üzerine...o nedenle anahtarımızı açıklıyorum:
Potansiyel müşteride güven duygusu yaratmak; siz de aynı zamanda bir tüketicisiniz unutmayın, alışveriş yapmak çoğu zaman keyiflidir. Satış temsilcisi nedeniyle aklınızda olmayan bir ürünü hiç satın almadınız mı? Ayakkabı, elbise, çanta...Bir satıcı olarak potansiyel müşteride nasıl güven yaratırsınız peki? Aslında çok basit: Severek, kendinizi sevdirerek...Kendinizi, işinizi, potansiyel müşterilerinizi severseniz onlar da sizi sever. Her potansiyel müşterinizi kıramayacağınız  en önemli dostunuz olduğunu düşünün ve samimi olun, bu samimiyetle onu yönlendirin. Bu durumun; satış için istediğiniz satın alma atmosferini yaratacağını göreceksiniz. Ekiplerimizle de bu önemli anahtarı mutlaka paylaşmalıyız...
            Sonuç olarak tüm satış ekipleri ve satış yöneticileri şunu çok iyi bilmelidir ki; her insan güvendiği dostları ile iş yapmak ister, tabii ki potansiyel müşterilerimiz de...O nedenle önce onlarla  dost olmanın yollarını bulmalıyız. Ör; Aynı sosyal ortamları paylaşmak, aynı hobilere sahip olmak gibi...konuşacak ortak bir nokta bulmak potansiyel müşterinin satıcıya olan yaklaşımını mutlaka değiştirmesine neden olacaktır. Müşteri, satıcıyı sevdiğini, onun çevresindeki diğer kişilerden farksız olduğunu düşünmeye başladığında artık onu diğer satıcılardan faklı olarak algılayacağından  güven duygusu pekişir. İşte artık, satış için aradığınız ortam oluşmuştur...

Jeffrey Gitomer’in en sevdiğim sözü, konumuzu mükemmel özetlemiştir;
“Satış yaparsan komisyon alırsın, dost edinirsen servet kazanırsın”
                                                                                        Cihan ARSLAN


 *4P; Place:Yer, Price:Fiyat, Promotion:  Fayda Product: Ürün
**4M: Müşteri açısından doğru zaman-yer/ulaşabilirlik
             Müşterinin harcadığı para
             Müşteriye olan faydası / iletişim
             Müşteriye sağladığı imaj/ müşteri – tüketici değeri

11 Nisan 2012 Çarşamba

Vur Kaşeyi Bitir İşi

Normal bir iş günüydü aslında. Nisan ayında nisan yağmurları ile yıkanan sokaklarda satış ordusu yine sahaya çıkmış, firma ziyaretlerine de yenilerini eklemekteydiler. Ekiplerdeki personelin satış performanslarını tek tek sorguladığım bir sırada, ekibimin takım liderlerinden birinden şu sözler döküldü: "Vur kaşeyi, bitir işi yapamıyorlar ki!" dedi. Yani; satışı kapatamayan arkadaşlarımız var demekti tercümesi. Bu aslında sadece bizim satış ekibinin değil, Türkiye'deki tüm satış ekiplerinin bir sorunu olarak karşımıza çıkmıyor mu? Potansiyel alıcı karşısında satışın her adımını etkin uygulasa da satış danışmanı, yine de final cümleleri konusunda maalesef pek de becerikli değil. Bunun bir çok sebebi olabilir: özgüven kaybı, bilgi eksiklikleri, korkular ve bunlarla yüzleşmek istenmemesi...Reddedilme ise, en büyük korkumuzdur aslında. Bu korku sadece satış görüşmelerinde değil,  iş ve özel hayatımızın her anında yaşadığımız bir korku değil midir? Biz bu korkuyla başa çıkmak için ne kadar hazırlıklıyız? Satışı kapatmak için yeterli bilgimiz, donanımımız varsa bu korkunun kaynağı tecrübesizlik de olabilir. Bu doğrultuda yılmadan yapılacak sık ve sürekli ziyaretler, görüşmeler korkularla sürekli yüzleşmeyi sağlayacağı için kişide bağışıklılık duygusunu kazandıracaktır. Sonrasında bu durum tecrübe olarak vücut bulacaktır. Ayrıca sektörde başarı kazanmış kişilerin sektöre özgü kapanış cümlelerini gözlemlemek, bu cümlelerin sağladığı başarıyı görmek, buna uygun kendi cümlelerimizi oluşturmak da mutlak çözüm yollarından birisi olabilir.

Kaynağı ne olursa olsun, satışı kapatmak; yani sonladırmak için yapılması gereken ise, korkularımızın üzerine gitmektir. Reddedilme ihtimaline rağmen son cümleleri söyleyebilme cesaretini gösterebilmektir.

Kaşeyi vurmak için bu kadar zaman beklediniz, şimdi söz sırası ise sizde, peki kaşeyi vurmak için daha neyi bekliyorsunuz?

Cihan ARSLAN

10 Kasım 2011 Perşembe

Değişen Ortamlara Uyum Sağlamak

Günümüz iş dünyasında artık çokça sözü edilen bir kuraldır:"Değişen ortamlara uyum sağlamak." yada başka bir ifade ile değişen ortam yönetimi... Satış hayatında da bu kuralın öneminin giderek arttığını söyleyebilirim. İşimizi kolaylaştırmak için çalıştığımız sistemler artık kısa aralıklarla değişiyor, içinde bulunduğumuz çalışma koşulları değişiyor, çevre değişiyor, lokasyon değişiyor, çalışma düzenlerimiz değişiyor, iş arkadaşlarımız, çalıştığımız ürünler hatta yöneticilerimiz değişiyor...bu süreçte değişmeyen tek şey değişimin kendisi...
       Değişen ortamlara uyum sağlamak; veya bu süreci yönetmek önce kendimizi bilmek ile başlıyor. Değişime ne kadar ayak uydurabileceğimizdir konu olan, yada buna ne kadar göze alabildiğime yeteneğimizdir...
       Değişikliklere önce tepki verir bedenimiz ve zihnimiz...Kendimizi mutsuz, biraz da belirsiz bir ruh halinde buluruz...Sonrası sürecin ilerlemesi ile de alakalı olmakla birlikte durum analizi ve gözlemle devam eder. Derin bir nefes alıp verdikten sonra durumu net olarak algıladığımızda ve kendimize geldiğimizde yol ikiye ayrılır. Bunlardan ilki bu değişimi kabullenmemektir. İsyan bayrağını çekmektir. Toplumumuzun büyük bir kısmı bu seçeneği hayatında uygulamayı tercih eder. İkinci yol ise, değişimi kabullenmektir ve bu değişikliğe karşı daha iyi nasıl yapabilirim veya davranabilirim sorusunu sormak, buna cevap aramaktır. Nirvanaya giden yolda bu ikinci yoldur. Kendimizi tanıdığımızın, yeteneklerimizi bildiğimizin, sınırsızlığımızı veya sınırlarımızı bildiğimizin en iyi göstergesi bu seçeneğe göre hareket etmemizdir aslında. Dolayısıyla şirketlerin; öncelikle satış ekipleri dahil tüm departmanlarından beklediği şirket stratejilerine uygun olarak değişen şart ve koşullara ayak uydurulmasıdır. Bu sürecin tüm departmanlarca yönetilebilmesidir.
       Ekibinizde ve çevrenizde değişen ortamı yönetme becerisini gösteren kişilerin diğer kişilere oranla daha mutlu, istekli, enerji dolu ve başarılı olduğunu görebilirsiniz.
       Satış ekiplerinin de değişen ortamı yönetme becerisine sahip kişilerin tercih edilmesi; ilk işe alım sürecinde çalışmaya aday kişilerin bu yeteneklerini ortaya koyacak bir kurguda veya yapıda insan kaynakları sürecini oluşturulması, doğru kişilerle sağlam bir zeminde satış organizasyonun kurulmasına katkı sağlayacaktır. Çünkü doğru satış ekibi, doğru satış ziyaretini, doğru satış tekliflerini ve beraberinde doğru ve başarılı satışı getirecektir.

                                                                                                               Cihan ARSLAN

3 Mayıs 2011 Salı

Her şeye Rağmenci Olmak veya Olmamak...

İste bütün mesele bu inanın...Çok sevdiğim bir yöneticim paylaşmıştı zamanında benimle; “satışta başarılı olmak için her şeye rağmenci olmak gerek Cihan'cım” diye, Hakikatten de öyle; her şeye rağmenciler ile olmayanların cephe savaşlarıdır aslında satış arenası.

 Her şeye rağmenciler;

1)- Hedeflerini çalıştıkları şirketlerden almazlar, hedeflerini kendileri belirlerler, kazanç sistemlerine göre en yüksek primi almak isterler,
2)- Net maaştan nefret ederler,
      Prim ana gelir unsurudur.
      Net maaş onlar için bonustur.
3)- Yaşanan zorlukların kalıcı değil,
      geçici olduklarına inanırlar,
4)- Hayatta herşeyin mümkün olacağına
      inanırlar,
5)- Kriz anlarının fırsat zamanları
     olduğunun farkındadırlar,
6)- Hayata ve olaylara olumlu yaklaşırlar,
7)- Amaçları üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil,
8)- Detaylara hakimdirler ancak detaylarla boğulmazlar,
9)- Sonuç odaklıdırlar, haticeden daha çok netice ile ilgilenirler,
10)- Kampanyalardan, yarışlardan ek gelir elde etmeye bayılırlar,
11)- Koyun psikolojisiyle hareket etmezler çünkü onlar yıldız veya yıldız adaylarıdır,
....

Ya diğerleri;

1)- Hep hedefi yakalamak için uğraşır dururlar, hedefler onlar için ulaşılmazdır. Şirketlerin prim sistemlerini vermemek üzerine kurdukları bir senaryoya çok inanırlar, çünkü işlerine öyle gelir,
2)- Net maaştan başka gördükleri prim veya ek gelir kazançları yoktur,
3)- Yaşanan zorlukların kalıcı olduklarına inandıkları için kısa sürede çok iş değiştirirler,
4)- Hayata bakış açıları ve vizyonları sınırlıdır. Kişi ve olaylara çok takılırlar, dedikodu kazanını kaynatan ağırlıklı olarak bu kesimdeki kişilerdir,
5)- Kriz anları, adı üstünde kriz anlarıdır, bu nedenle de bu anlarda genel olarak panik içindedirler,
6)- Hep olumsuzdurlar, her şeye hemde...
7)- Bağcılardan nefret eder gibi hareket ederler,
8)- Detaylara hakim olsalar bile sonuçlarına yansıtamazlar, detaylar onlar için; içinden çıkılmaz sorunlardır,
9)- Neticeye ulaşmaktaki sıkıntıları, haticeyle uğraşmalarına neden olur,
10)- Ne? Kampanya mı? O ne ki? Ek gelir mi? Hadi canım mümkün değil?
11)- “Ben bu şartlar altında çalışamam ki” sözü neyi anımsatıyor?
...

Yönetmekte olduğumuz ekiplerde bu iki tip satıcı ile de karşılaşıyoruz. Bu noktada dikkat etmemiz gereken konu; ekip içindeki her şeye rağmencilerin sayılarıdır. Bu tip satıcıların varlığı, diğerlerinden  fazla olması bireysel ve takım hedeflerinin gerçekleşmesi konusunda daha az sıkıntı yaşamamızı sağlayacaktır.


                                                                                                                            Cihan ARSLAN

Müşteri Odaklı Şirketlerin Eğitim Süreci...

Müşteri odaklı şirket ve şirket çalışanlarına yönelik eğitimlerin gerekliliği konusunu özellikle son dönemde hemen her platformda duyar hale geldik. Hatta bu eğitimlerin içeriği, uygulama şekilleri, yöntemleri, ölçümlenmeleri gerektiği konusu konuşuluyor sıkça. Bence bu noktada önemli olan; eğitim sürecinin tamamının değerlendirilip, etkin yönetilmesi ve ölçümlenmesidir.

Eğitim süreci; müşteri odakli bir şirkette eğitim alacak kadronun tüm departmanların müşteri memnuniyeti adına ihtiyaçlarının belirlenmesiyle başlayan, eğitim sonuçlarının istatiksel olarak ölçülmesine kadar uzanan uzun süreli bir süreci kapsamaktadır.
Dolayısıyla; sürecin, her kademesi detaylıca planlanmalı ve sonuçlarının iyi analiz edilmesi gerekmektedir. Şirketin kendi iç yapısı ne kadar müşteri odaklıysa, eğitim içeriği de bu odaktan şaşmamalıdır. Özetle; eğitim süreci mutlaka bir proje olarak algılanmalıdır. Şirketin eğitim departmanı, IK ‘sı veya eğitimi verecek eğitim-danışmanlık firması bu süreci bu algıyla yönetmeye çalışmalıdır.

Bu cümlelerimden sonra; aklınıza bu zamana kadar aldığınız kişisel gelişim, satıs, strateji eğitimleri gelmiş olabilir, kimilerinin unutulmaz bulurken kimi eğitimlerin içeriğini hatırlamazsınız bile...İşte bu noktada eğitimi veren şirketlerin eğitim içeriği ve kalitesi, diğerlerinden farklılaşması, çalışma yapılan şirketin ihtiyacının iyi belirlemesi, amacına hizmet edecek şekilde kurgulanması, çalışanlarını eğitmeye amaçlayan şirketlerin eğitime bakış açısı, eğitim sürecine tüm departmanlarını dahil etmesi yani kapıdaki güvenlik personelinden, şirketin CEO’ suna kadar olan bölümü eğitime konu etmesi, verilen eğitimin başarıya ulaşmasında ana etkenleri oluşturmaktadır.

Şirketler artık kurumsal yapılarını daha da güclendirmek istemektedirler. Bu nedenle; eğitim sürekli olmalıdır. Süreklilik adına şirketler, kendilerine özgü eğitimler talep etmektedirler. Zaman zaman farklı departmanları için, farklı içerikler ile aynı konuda eğitimlere ihtiyaç duydukları bile görülmektedir. Kuruma özel eğitim içeriklerinin oluşturulması da yine ilgili departman yöneticileri, şirketin eğitim departmanı ve eğitim şirketi yetkililerinin koordineli çalışması sonucunda planlanmalı ve şekillendirilmelidir.

Tüm eğitimlerde amaçlanan öğrenmenin sağlanabilmesidir. Yapılacak eğitim çalışmalarında uygulamalı, katılımlı, eğlenceli, interaktif uygulamaların tercih edilmesi, kişinin eğitimi özelleştirmesini sağlayarak öğrenmenin güçlü ve akılda kalmasını sağlayacaktır.
Bu amaçla uygulanabilecek eğitim çalışmaları;
  • Takım çalışması etkinlikleri,
  • Yaratıcı drama ve role play çalışmaları,
  • Film gösterimi, örnek olay çalışmaları,
  • Fikir birliği veya beyin fırtınası çalışmaları ve soru sorma sanatı kullanılabilir.
  • Çalışma grupları, workshoplar,
  • Gruba özel, kişiye özel çalışma ve sunum tekniği uygulaması...
Eğitime katılan şirket çalışanlarının iş sonuçları yakınen takip edilmelidir. Kişiye özel çıkarımlar sağlanmalı, gelişim alanları için katılımcıya geribildirimde bulunulmalıdır. Böylece genel eğitim kişiselleştirilmiş olacaktır. Dönemsel olarak eğitimin içeriği online testler ve sürekli tekrarlarla katılımcıların ölçümlenmeleri sağlanmalıdır. Eğitim öncesi ve eğitim sonrası gözlemle verilen eğitimin şirketin amaçlarına hizmet edip etmediği gözlenmelidir.

                                                                                                      Cihan Arslan

Hayat Bir Satıştır...

Hayatın her evresinde satış gerçekleşir. Kimi zaman annemize babamıza iyi bir evlat olmak için satış yaparız. Kimi zaman da sevgilimizi, eşimizi, nişanlımızı veya dostlarımızı mutlu etmek için, kendimizi daha iyi anlatmak için satışın konusu olup çıkarız. İş yerinde patronumuza veya iş arkadaşımıza; anlayabilmeleri için kendimizi sattığımız gibi bazen de sadece projemizi satmaya çalışırız. Siyasetçi politikalarını millete, köşe yazarları makalelerini okuyucularına, tv dizileri konu ve sanatçılarını izleyicilere, modacılar tasarımlarını takip edenlere, ses sanatçıları dinleyicilerine parçalarını satmaya çalışırlar. Dilenciler yoldan geçen arabalara kötü kaderlerini, çiçekçiler sevgililere aşkın tarifini satmaya çalışır.
Hayvanlar aleminde de satış vardır...Muhabbet kuşlarını izleyin veya kumruları, arıları, yunusları, penguenleri izleyin, kutup ayılarına bakın...Kısaca hercanlı kendini kabul ettirmek, kendine değer yaratmak, bazen de hayatta kalmak için SATIŞ yapar. Hayatın her anında; bu nedenle hep SATIŞ vardır ve bu hayat döngüsü içinde de olmaya devam edecektir...
                                                                                                            Cihan ARSLAN